25 Haziran 2010 Cuma

İşsizlik, AB Projeleri ve Cesaret

Avrupa bizi Birliğine alır mı, almaz mı, alırsa niye alır, almazsa neden alsın ki… tarzındaki bütün sızlanmaları bir kenara bırakıp başka bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim. AB serbest dolaşım ve ticaret hakkına sahip olmak bu kadar yıldır masada kalmış bir proje iken ya serbest dolaşım olsa diye hiç düşündünüz mü?

Gerçekten bizim için gidilmesi, görülmesi neden bu kadar zor? Vize ne kadar bu konuda engel? Gidip görmek isteyen ne kadar çok gencimiz var bu konudaki imkânlardan habersiz?

Bu konularda kendini geliştirmek isteyen, işsiz, ekonomik engeli olan ne kadar gencimiz var ise seslenmek istiyorum: Avrupa’ya gitmek istiyor musunuz? Valiliğin bu konudaki çağrısına kulak vermelisiniz: “Avrupa’da gönüllü çalışacak genç işsizler aranıyor.” Dün, gazetede yukarıdaki başlığı okuduktan sonra çok sevindim. Hemen tüm öğrencilerime, dostlarıma, arkadaşlarıma haberi duyurmaya çalıştım. Yazıda Manisa Milli Eğitim Yardımcısı ve Manisa Valiliği AB Koordinasyon Merkezi Koordinatörü, sayın Necati Abalı, projenin 2008 yılından beri uygulanmasına karşın gençler tarafından ilginin az olduğunu belirterek, özellikle işsiz gençlere çağrıda bulunuyordu.

Proje çerçevesinde, 18-30 yaş arasındaki kişilerin, 2 ay ile 12 ay arasında değişen süreyle, kendi seçecekleri AB ülkesinde, istedikleri bir sivil toplum kuruluşunda gönüllü olarak görev yapabilecekleri belirtiliyor. Başvuru sahipleri Ankara’da Ulusal Ajans tarafından bir haftalık dil eğitimine tabi tutulacaklar. Kişinin yol, gideceği yerdeki konaklama, şehir içi ulaşım, vize paraları AB fonundan karşılanıyor. Ayrıca, bir defaya mahsus 450 euro olmak üzere her hafta sonu 100 euro harçlık veriliyor. İster ilkokul, isterse üniversite mezunu olsun herkes gidebiliyor.

Bir düşünsenize, işte serbest dolaşım. Hem de üzerine para veriyorlar. İki yıldır yalnızca bir kişi gitmiş, ikisi de bu yıl gidecek. İlginç değil mi? Hadi Avrupa’ya gidiyoruz, bütün masrafları karşılıyorlar, iş de hazır diyorsunuz ve kimseyi bulamıyorsunuz.

Şimdi sormak istiyorum. Madem işsizlik var bu memlekette, herkes şikâyetçi, insanlar Avrupa için can atıyor. Peki, nerede bu insanlar? Gençler, neredesiniz, neden gitmiyorsunuz?

Az önce, biraz detay bilgi almak için Hasan beyi aradım, ulaşamadım. Bir başka isme ve telefon numarasına yönlendirildim, verilen numara da yanlıştı. Ben yine de Milli Eğitim Santral telefonunu vermek istiyorum, ilgilenenler için faydası olabilir: 237 00 32

Çok ilginç bir memlekette yaşıyoruz. Sınırına girmek istediğimiz ülke bize neden geliyorsun diye sorduğunda gitmeye çok istekliyiz. -Hatta, özellikle eklemek istiyorum, bunun için kendi devletimize de yarı servet ödemeye razıyız, o da ayrı bir yazı konusu olacak...- Sınırlar kalkıyor, giden yok. Üzerine para veriliyor, yine giden yok.

Sizce de bu işte bir terslik yok mu?
Bence Türk Milleti pek de öyle anlatıldığı gibi değil.
Gerçekten de değil, ben buna inanıyorum.
Esenlikler dilerim.
Manisa Haber Gazetesi: 23 Haziran 2010

21 Haziran 2010 Pazartesi

Egeli Olmak, Göçmenlik ve Ravika Köyü

Bir sabah daha Ege güneşinin parlak ışıltısı penceremden süzülerek beni uyandırdı. Kahvemi henüz içmedim, bir yandan onun hayalini kurarken diğer yandan da yazımın çerçevesini hazırlıyorum zihnimde. Madem Egeli olmanın ne güzel olduğunu, ne şanslı olduğumu düşünürken buldum kendimi bu sabah, bunun nedenini de bilmek istersiniz belki. Bu bir nokta tespiti şu andaki düşüncelerin akışıyla, bu pencereden görünen kısmıyla, tabii ki daha çok neden var.
Klasik birkaç satır okuyup kenara çekilemeyeceksiniz. Kusura bakmayınız, biraz düşünceleri uçuşturmamız gerekiyor. Nereden başlayalım dersiniz, evet buldum: göç denilen olgu hakkında düşünme fırsatınız oldu mu hiç? Evet, ufak ya da büyük çaplı göçler.
Ev taşımanın ne zor olduğunu herkes bilir. Aşina olunan, komşuluk ilişkilerinin iyi olduğu semtler tercih edilir. Sevdiğiniz, alışkın olduğunuz bir şeyler ararsınız tutunmak için hayata. Aksi halde sürgün gibi gelir zaten yeni düzen. Bir kıtadan diğer kıtaya, bir ülkeden diğer ülkeye, bir şehirden başka bir şehre ya da bir mahalleden diğerine hayatın akışını değiştirmek, çok farklı değildir aslında. Göç yaşamamış nerede ise hiç kimse yok bu anlamda bakınca. Lakin biz memleket değiştirenlere göçmen diyoruz sadece, iç göç var ama iç göçmenlik yok. Göç, bir ömrün tohumlarını alıp, başka topraklarda yetiştirmek gibi, öyle değil mi? Sahip olduğunuz genetiğin ve kültürün bambaşka yörelerinki ile adım adım kaynaşması… Dilini öğrenirsiniz ilk, mutfağını bir de. O nedenle de en çok bu ikisinin içeriğindekiler tartışma konusu olur, kim kimden almış tam olarak bilinmez. Hatırlanmaz, çünkü dostlukla açılmıştır ikisinin de kapıları bu ilk alışverişte. Bu kaynaşmadan beslenir Ege binlerce yıldır.
Batı Anadolu; bir anlamda da Batı’nın Anadolu’ya, Anadolu’nun da Batı’ya vuran yansımasıdır muhteşem Ege Denizi’nin gün batımlarında. Ege bereketi de buradan gelir; zeytinlerin kayalar üzerinden fışkırdığı, bağlarından bal damlayan, binlerce yıldır ne ekseniz yüzünüzü güldüren bu topraklar bambaşkadır. Ondandır belki de, kimselere benzemez Ege insanı, hem de herkes gibidir. Çoklukların değil, az da olsa candan olanın kıymetli olduğu yerdir burası.
Göçmenlik öyle bir olgudur ki Ege’de, herkesin anlatacak bir sürü memleket hikayesi olduğunu fark edersiniz. Göç ettiğinizde memleket hangisidir karışır, ne oralısınızdır ne de buralı artık. Orada iken burayı, burada iken de orayı hasretle anarsınız. Bu bölünmüşlüğü aşmak mümkün olmaz birkaç kuşakta. Sonraki kuşaklara aktarılamaz olduğunda göçün izleri, göçmenlik ruhu da kalmaz. Belki de bu nedenledir ki her göçmen Güzel Ismayıl’în Ravika’da yapmak istediğini yapabilmek ister, imkanı olsa. Ravika; “Bir asırlık yaşamdaki mücadelenin, cesaretin ve başarma azminin ilk kazandığı yer.” deniyor köyün girişinde. Anlatılanlara bakılırsa içerisinde de bir Batı Anadolu köyünde olabilecek her bir unsura rastlamak mümkün gibi: park, camii, okul, berber, kıraathane, muhtarlık, yağhane, ağıl, konaklar ve evler. Yunanistan’ın Drama’sından Manisa’nın Ravika’sına inşa edilmiş bir yaşamın müzesi. Göçün iki memleket arasında, bir asırda oluşmuş bir köprüden ibaret olduğunu anımsatıyor. Gerçeğe dönüşmüş eski bir fotoğraf gibi sergiliyor her şeyi. Ne dersiniz sizce de ilgi çekici değil mi?
Bence gerçekten ilgi çekici. O nedenle de en kısa zamanda ziyaret etmek istiyorum Ravika köyünü. Sanki orada kendi hayat hikayemin de bazı bölümlerine rastlayacakmışım gibi hissediyorum. Gidip görünce sizlere anlatacağım. Sevgiyle kalınız.

sevalozbalci@gmail.com

Manisa Haber Gazetesi: 16 Haziran 2010

11 Haziran 2010 Cuma

Yaz Tatili, Eğlence ve Yeni Nesil Teknolojiler


Zaman zaman gerçekten bir mesaj bombardımanı altındaymışız gibi gelmiyor mu size de? Cep mesajları, panolar, TV ekranları, vitrinler, web siteleri, internette her köşe başı rahatsız edici reklamlarla dolu... Bilinçaltını bombardımana tabii tutan bir psikolojik savaş veriyor beyinlerimiz.

“Yeni” nesil teknolojilerin cazibesi karşı konulmaz. Bir yandan evde, bilgisayarda, cep telefonunda dokunmatik ekranlı teknolojiler yaygınlaşırken diğer yandan da bizleri sinema salonuna götürüp saatlerce koltuklara bağlayabiliyorlar. Bu yılbaşında 3D rekorları kırılırken ve hatta benim bizzat iki yıl önce 4D izlemişliğim varken ve hatta geçtiğimiz yıl 5D İzmir'de gösterime girmiş iken soruyorum: sizin de kafanız karışmıyor mu? Bir yandan da bu teknolojiler harf değiştirip ceplerimize transfer oluyorlar: 3G, 4G, 5G... Geçenlerde 3G reklamı izlerken sekiz yaşındaki yeğenim Alp Erim sordu: "Teyze ben büyüdüğümde kaç G çıkar sence?"... Cevap kolay gibi, ama yine de biraz düşünmek lazım. Aklımdan o anda neler geçti hemen özetleyeyim: yaklaşık yirmi yıldan bahsediyoruz diyelim, yine Latin alfabesine göre ilerleyeceğini düşünürsek, 3D kare-küp falan gibi bir rasyonel sayı düzleminde devam edersek..... "Hmm... Teyzecim" dedim, "sen büyüyene kadar alfabe yetmeyebilir."

Evet, 2010 ile 3D teknolojisinin resmi yılına girdik, teknoloji artık yeni boyutları keşfediyor. Bu yeni boyutlar ilk masaüstümüze geldi, sonra cebimize terfi etti, şimdi de salonlarımıza ilerliyor. İzmir’de geçen hafta 3D TV izledim, uydu kanallarında 3D test yayınları bir süredir devam ediyor. Yakında çok hızlı bir şekilde yaygınlaşır. Görüntüleri evimizden izleme dönemi yerini yeni bir aşamaya bırakıyor; artık biz görüntünün içine gireceğiz. Sonrasında hücre çekirdeğine, hatta atom çekirdeğine kadar veri aktarmaya başlayacaklar. Görüntünün direkt göz bebeğinizde görüntülendiğini hayal edebiliyor musunuz? Beni biraz ürkütüyor doğrusu. Yine de değişim kaçınılmaz, yeni nesil teknolojinin bu yeni boyutlar ile hayatımızı nasıl şekillendireceğini hep birlikte yaşayıp öğreneceğiz.

İmkânsız denilemez, biraz zaman alacak sadece. Bakın, Avatar kaç kişi tarafından izlendi, cebinizdeki telefonun maliyeti aylık asgari ücreti geçiyor mu, arabanız kaç model? Siz şimdiden evinizde bir 3D oyun ve sinema odasını planlamaya başlayın bence. Artık pek misafir gelmese de hazırda bekleyen misafir odalarımız, salonlarımız var zaten. Bu yeni boyut da eklenince, 3D Türk usulü yaşam nasıl olacak ve nasıl bir şekil alacak bir düşünsenize? Bundan sonra evimize gelen misafirlerimizi kahve kokusu eşliğinde, alçak sedirler üzerinde, çaylı kurabiyeli kahkaha dolu sohbetler ve 3D görüntüler ile ağırlamaya hazır olmalıyız.

Yaz tatilinin başlayacağı bugünlerde, oyunun da, eğlencenin de tadında olduğu, güzel bir yaz geçirmenizi dilerim. İyi tatiller.


Manisa Haber Gazetesi: 09 Haziran 2010

2 Haziran 2010 Çarşamba

21. Yüzyıl, Uluslararası İlişkiler ve Yoksulluk


Yüzyılımızın başlarında bir konsey toplandı. Kent Konseylerinin ilk temelinin atıldığı bu zirvede 6-8 Eylül 2000 günü Birleşmiş Milletler'in New York'taki genel merkezinde pek çok konu görüşüldü. Bu konulardan biri de yoksulluk. Yoksulluk ile mücadele eden müreffeh devletler, daha müreffeh olmasını istedikleri dünyanın yoksul ve ikinci sınıf halkını kalkındırmak istiyorlar. Kalkınma teşvikleri hep kafamı karıştırmıştır. Teşvikler sayesinde "daha güzel bir dünya" oluşturmak için henüz pek gelişememiş bir takım toplulukları desteklediklerinden bahsederler. Bir sürü şart koşarlar bu teşviklerden yararlandırmak için, tıpkı bankalar gibi. Mutlaka da birşeyleriniz ipotek altındadır, borç bitene kadar iflah olmazsınız.
Bir diğer yandan da bazı sahneler geliyor gözümün önüne, bu sahnede "bana yan baktın, sokağı kirlettin, hastalıklısın, çok gürültü yaptın" gibi binbir çeşit bahaneyle ezik bir kimlik haline getirdiği birilerinden menfaat sağlayan tipler var. Asıl niyeti hizmetini gördürmek, sonra elindeki bilyeleri de almak ve "gitsin yeter ki" noktasında çekilmektir. Biraz da şunları yap, biraz da bunları diye onu oyalarken diğer yandan kendisi herşeyi silip süpürüverir. Oysa ki madalyonun diğer yüzüne bakarsak ortalığı kirleten de, toplatacak birine ihtiyacı olan da, bütün bunları yaptırıp bu karmaşada geçimini temin eden de odur.
Tabii ki, bu mahallenin büyükleri, saygın kişilikleri varsa eğer ne mutlu. Bu eşkiyalığa ancak onlar bir dur diyebilirler. Biraraya gelen mahalle sakinleri bu tür sıkıntıları çözmek, çözemedikleri durumda da müdahale etmek durumunda kalırlar. Yardımlaşmak, zayıfın yanında olmak, kalkındırmak ve güç birliği yapabilmek için omuz verirler birbirlerine. Örgürlük, eşitlik, dayanışma, hoşgörü, doğaya saygı, ortak sorumluluk taşıma gibi ilkeler ve değerler doğrultusunda bilinçli şekilde hareket ederler.
Tekrar baştaki konuya dönersek, çok anlamlı birliktelikler en üst düzeyde gerçekleştiriliyor, bazı süreçler işletilmeye çalışılıyor. Kent konseyleri de bunlardan biri ve kendilerine sunulan eylem planlarını "Türkçeleştirip" gündeme taşıyorlar. Lakin benim kafama takılan bir soru var, "az gelişmişlik" konusunda ele alınan sorunlar ve başlıklar bize fit mi, değil mi? Söz konusu hedeflere bakılırsa: "Mutlak Yoksulluk ve Açlığı Ortadan Kaldırmak, Herkesin Temel Eğitim Almasını Sağlamak, Kadınların Durumunu Güçlendirmek ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Sağlamak, Çocuk Ölümlerini Azaltmak, Anne Sağlığını İyileştirmek, HIV/AIDS Sıtma ve Diğer Salgın Hastalıların Yayılımını Durdurmak, Çevresel Sürdürülebilirliği Sağlamak, Kalkınma için Küresel Ortaklıklar Geliştirmek". Kararı size bırakıyorum. Detaylı bilgileri bulabileceğiniz adres: http://www.la21turkey.net
Önümüzdeki hafta Manisa Haber Gazetesi'nde 10. yazım yayınlanacak. Okuyucularıma çok teşekkür ederim, görüşlerime değer verip okumaya zaman ayırdıkları için. Manisa Haber Gazetesi yöneticilerine, sayın Filiz Ağar'a, sayın Bedriye Aksakal'a ve tüm ekibe tek tek teşekkürü bir borç biliyorum. Her hafta Çarşamba günleri bu köşede yayınlanan yazıyı ertesi gün bloğumda arşivliyorum. Bloğumu İngilizce olarak da yayınlamayı düşünüyorum. Eğer ilgilenenler olursa benim için büyük bir onur olur. Adresim: http://sev-al.blogspot.com/ E-posta: sevalozbalci@gmail.com

Sevgilerimle, iyi haftalar dilerim.

Manisa Haber Gazetesi: 02 Haziran 2010