28 Nisan 2010 Çarşamba


23 Nisan Korosu, LÖSEV ve Yaşamın Baharı


Yılın her mevsimi başka güzel. İlkbaharda doğada yaşanan coşku, yeni nesli ve gençliğin tazeliğini çağrıştırıyor. O nedenle de her yıl bu bayramların 23 Nisan ve 19 Mayıs'ta kutlanması ayrı bir haz veriyor. Bayramların bu tarihler ile arasındaki ilişki yalnızca bu bağlamda değil, aynı zamanda anlamları açısından da örtüşüyor. 23 Nisan, çocuklar, yeni bir meclis ve demokrasinin Türk Milletine verdiği dinamizmi temsil ediyor. 19 Mayıs ise Atatürk'ün gençliğe verdiği değeri ve onların vatanına sahip çıkmasından duyduğu, dünyada eşi olmayan bir Milli Mücadele'nin başlangıcını. Genç nesil, çocuklarımız, Milli Eğitim'in çiçekleri her yıl bu törenlere öğretmenlerinin rehberliğinde hazırlanıyor.

Milli Eğitim Müdürümüzün önderliğinde bu yıl 23 okuldan binlerce çocuk ve aileleri, öğretmenleri ile birlikte hayatlarında çok güzel bir deneyime imza attılar. Hepsini gösterdikleri çabadan dolayı tebrik etmeliyiz. 23 Nisan Korosu oluşumu çok ciddi bir uğraştır. Bu yıl gurur duyarak bu anlamda bir ilkin kentimizde gerçekleştirildiğini gördük. Yalnızca Manisa'da da değil, Türkiye'nin dört bir yanında bu konuda illerimiz adeta yarışıyorlar. Antalya, Bursa’da da çalışmalar yapılıyor. Anlamlı hedefler doğrultusunda, kurumlar önderliğinde örgütlenme, kentleşme bilinci yolunda önemli bir adımdır. Kendilerinin bu önderliği ile belki de önümüzdeki yıllarda bu iş daha da gelenekselleşir ve tüm ülkeye yayılır. Hangi ülkenin her ilinde ilköğretim yaş kuşağından binlerce öğrenciyi bir araya getirecek kadar güçlü bir organizasyonu vardır ki? 23 Nisan sayesinde böyle bir güce sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Kutlamalarda yapılan nitelikli etkinlikleri desteklemeliyiz, çocuklarımız da bu birliktelikten güç almalılar.

Ne güzeldir 23 Nisan, bayram için hazırlanılır, stada gidilir, gösteri yapılır ya da bayram sabahları coşku ile gösteriler izlenir. Bu seremoninin yaşanması çocukluğun en keyifli kısmıdır, hediyeler alınır, verilir, büyükler daha bir cömertleşir. Hoş, ailesinin yanında ve sağlığı yerinde olanlar için her gün bayram gibidir, bu saydıklarımızı yaşayamayanlar olduğu aklımızdan bile geçmez. Bu yıl 23 Nisan'ı çok yakın dostlarımız, kızlarının Lösemi teşhisi ile kaldırıldığı hastanede geçirdiler. Biz de yanlarında olamasak da, onlardan aldığımız haberler doğrultusunda, hep ismini duyduğumuz LÖSEV'i yakından tanıma imkânı bulduk. Lösemi %91 tedavi edilebilen bir hastalık, ancak 4-5 yıllık bu tedavi sürecinde hem maddi hem manevi büyük bir sermaye gerekiyor. İşte LÖSEV bu sermayeyi çocuklar için tedarik etmeye, bir arada tutmaya çabalıyor. Yardımlar, destekler, bağışlar da bu kurumu ayakta tutuyor. Vakfın bir önemli kaynağı da http://www.ispanak.com.tr/ adresinden ulaşılabilen LÖSEV ürünleri. O ürünler hastalıkla savaşan çocuklarımızın umut kaynağı. Web sitesine girip bakarsanız, son derece kaliteli ve harika tasarlanmış ürünler var. Kartpostallar, hediyelik eşyalar, taraftar ürünleri, nikâh şekerleri o kadar güzel ki.

Yılın her mevsimi güzel, hayatın da her demi. Çocuklarımız da uzun ve dolu dolu yaşasınlar. Yaşarken ellerinden tutup diğer kardeşlerinin birlikte yaşamanın keyfini çıkarsınlar. Hasta olanlar da moral bulsun diğerlerinin cıvıltıları ile kapalı kapılar ardında kalmadan. 23 Nisan korosu rekor için de söylesin, LÖSEV'li çocuklar için de. Sergiler açılsın onların yararına, hediyeler gönderilsin LÖSEV etiketli. En önemlisi de çocuklarımız bizden gördükleri ve onları yönelttiğimiz yolda kardeşliği ve ortak hedeflerin önemini öğrensin bu sayede. Ve böylece "Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı" bir kere daha anlamını bulsun, yarınlar için bir umut olsun. Herkese sağlıklı günler dileklerimle.

Manisa Haber Gazetesi: 28 Nisan 2010

20 Nisan 2010 Salı

Internet, Bilgi ve Sınırlar Ötesi

Celal Bayar Üniversitesi öncülüğünde Manisa Valiliği, Manisa Belediyesi ve Manisa İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliği ile gerçekleştirilen III. Manisa Web Tasarım Yarışması, “Manisa’nın Tarihi ve Doğal Güzellikleri” sloganıyla gerçekleştirildi. Her yıl farklı bir slogan ile düzenlenmekte olan yarışmanın bu yılki hedefi, Manisa il merkezi ve ilçelerindeki tarihi yerleri ve yapıları, doğal güzellikleri özgün bir şekilde tanıtacak web sayfalarını Internet dünyasına kazandırmaktı. Bilindiği gibi, bu yarışma ve diğer Internet haftası etkinlikleri ile her yıl biraz daha geniş bir kitleye ulaşmak, öğrencilerimizi bilişim ve internet teknolojilerini daha verimli kullanmaya teşvik etmek ve bunu başarıyla gerçekleştirenleri de desteklemek ilke edinilmektedir. Yarışmanın bu yıl seçilen sloganı, katılan web sitelerinin tasarımları ve içeriği, ödül törenindeki konuşmalar, gerçekten de doğru bir amaç doğrultusunda ilerlenildiğini gösteriyordu. Slogandan yola çıkarak rahatlıkla, Internet'in bir kentin tanıtımında ne kadar önemli olduğunu ve bu konuda yapılması gereken çok şey olduğunu ifade edebiliriz. Ne yazık ki buradaki dolambaçlı yolların daha çok başında olduğumuz için de, turizm planlamacılarının dünya kentlerinin imajı ve tanıtımına yönelik olarak bu konularda ne kadar çok ter döktüğünü tahmin bile edemeyiz.
Hiç şüphesiz ilimizin tarihi dokusu, doğal güzellikleri ve mitolojik yönü pek çok yönden fırsatlar barındırıyor. Manisamızı her alanda bir turizm kenti olmaya hazırlıyoruz. Internet de bu konudaki tanıtım araçlarından en önemlisi. Bu konuda yapılması gereken çok şey var. Bilgileri birşekilde biraraya getirip web sayfasına cicili bicili, fiyakalı bir düzende yerleştirmek bunun için yeterli mi dersiniz? Bu işin ciddi bir içerik planlaması gerektirdiğinin altını da çizmeliyiz. Bu noktadan hareketle, kentimizin coğrafi ve kültürel dokusunun bir haritasını çıkarmanın, tarihi zenginliklerden nelerin, ne kadar ve ne şekilde sunulması gerektiğinin ve bütün bunları yaparken de doğal güzelliklerimizi bütünüyle korumanın tartışmasız önemini bir kez daha hatırlamakta çok fayda var.

Tarihi zenginliklerimizin methini yapmakta ne kadar haklıysak, onlara olabildiğince iyi sahip çıkmamız gerektiğini de unutmamalıyız. Hepsini bilinçli bir şekilde paylaşıma açabilmeliyiz. Sakınılması gerekenleri sakınacak şekilde tedbirler alırsak, gelişme yönünde bir adım sonrasını düşünebiliriz. Aksi takdirde yapılan paylaşım ile oluşan tüm güzellikler bir anda elimizden kayıp gidebilir. Turist gözü yalnızca müze, kitapsaray, camii ve açıkhava müzeleri gibi yerleri değil, onların yanında şehrin bütününü de onunla bir görür. Tüm sokakların bu doku ve imaj ile oluşturulması hem yaşayanlar hem de yeni gelenler için görsel bir bütünlük oluşturabilir. Son yıllarda bu yönde atılan adımları çevre temizliği gönüllülerinin de desteklediğini görmek gerçekten sevindirici. Herkes bıraktığı her bir çöpün arkasından sonsuza dek geleceğini düşünmeli, birbirini uyarabilmeli, bunu toplumsal bir kazanım olarak görebilmelidir. Bu konuda ne kadar titizlik gösterirsek o kadar kazanırız, birbirimize kazandırırız.
Internet ancak var olan gerçekleri elektronik ortama aktarabilir. Evet, belki PhotoShop ile bazı gereksiz kabloları temizleyip görsel bir netliği oluşturmak bu sanal alemde mümkün. Peki ya yaptığımız işin, çekilen bir kablonun, her gün geçtiğimiz yollarda bıraktığımız atıkların, çalıştığımız masanın ve bahçemizin düzeni de bir kültür unsuru değil midir? Turizm aslında kültürel bir misafir ağırlama sürecidir. Misafirperverliği ile ünlü bir halk olarak kısa zamanda bu konudaki geleneklerimizi ve ailevi gelişmişlik düzeyimizi evlerimizden sokaklarımıza da taşımalıyız. O zaman çiçekli balkonlarımız, kafes pervazlarımız, sokaklardaki tertemiz sebillerimiz ile gerçek bir turizm kenti olabiliriz. Sayısal olarak ifade edebileceğimiz çoklukta, şık ve düzenli mekanlar bizi daha güzel kentlere doğru götürecektir. Bugün yüzde onbeş ise bu tür yerler bu rakam iki yıl içerisinde yüzde kırklara çıkarılabilirse anlamlı bir gelişme düzeyini temsil edebilir. Yüzde kırk çehresi güzelleşmiş bir Manisa'ya gelecek olan ziyaretçiler, ticari olarak da tüm esnafın kazanç düzeyini en az yüzde elli yükseltecektir. Tarihi süreç içerisinde nasıl ki ekonomik kalkınma daima ticaret yolları ile bağlantılıdır, bugün de ziyaretçi hareketliliğinin önemli bir kısmı Internet'ten bir şekilde geçmektedir. Denizyolu, demiryolu, karayolu ya da hava yolları aracılığı ile her ne sebep ile olursa olsun Manisa'dan geçecek olanların sayısını arttırmak, geçerken de burada konaklamalarını ve gezinmelerini sağlamak için Manisalılar Internet'te olmalı, planlı bir şekilde bu konuda "organize" olmalıdır.

Manisa Haber Gazetesi: 21 Nisan 2010

14 Nisan 2010 Çarşamba

Gençlik, Talebelik ve Öğrenme Arzusu


Mark Twain, "Eğitim kafayı geliştirmek içindir, belleği bilgiyle doldurmak için değil" diyor. Belleğimizi sürekli bir şeyler ile dolduruyoruz, eğitim de bunlar arasında bizi geliştiren, yaşadığımız dünyayı ve birbirimizi anlamamıza yardım eden en önemli kısmı oluşturuyor. Yaşam boyu eğitim konusu eğitimin sürekliliğini vurgulamak için kullanılıyor olsa da nerede başlıyor, temelleri nasıl atılıyor hiç düşündünüz mü? Aile, bebeklik, çocukluk, okul yılları, gençlik derken hep bir şekilde "talebe" oluyoruz da, bu süreç içinde ne zaman öğrenmeyi gerçekten ve içtenlikle talep ediyoruz?

Kitle iletişim araçları evimizin bir ferdi, bir bileni olmadan önceki dönemleri bir hatırlayalım. Gençliğin ilk yıllarına kadar ki öğrenciliği daha dar bir çerçevede; öğrenci, aile ve okul arasında üçlü bir döngü içinde sınırlı iken, yetişkinliğe erişen çocuk "sosyal" kimliğini lisede sorgulamaya başlıyordu. O yıllarda önümüzdeki hedefler hiç gelmeyecek kadar uzaklardaymış gibi geliyordu bizlere. Yine de gerçekten kendini mesleğine adamış, değerli öğretmenlerimiz vardı. Bizlere hedeflerimizi belirleme ve kendimizi geliştirme konusunda doğru telkinler verirler, öğrenme arzusu duyacağımız şekilde, pekiştirerek ders işlerlerdi.
Geçtiğimiz Pazar günü yapılan Üniversite sınavında (YGS) Manisa Lisesi'nde görevliydim. Ben de bir Manisa Lisesi mezunuyum. Maalesef, mezun olduğu günden bu güne kadar bir kere bile liseye uğramamış olanlarından hem de. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra bizi ayıran üniversite sınavı tekrar bir araya getirdi. Ne ilginçtir ki bizim mezun olduğumuz yıl kaldırılan ikili sınav sistemine dönüldüğü yılda ben de tekrar okulumdaydım. Aradan bir nesil geçmiş, tam 18 yıl olmuş. Müdürümüz sayın Kazım Germiyanoğlu, 1887'de kurulmuş olan okulun köklü kültüründen bahsettikten sonra yeni öğretim yılında da Anadolu Lisesi olarak hizmet vereceklerini belirtti. Manisa Lisesi aynı zamanda dinamik ve güçlü eğitim bir kurumu. Onun sınıfındaki pek çok lise bugün artık kolej statüsünde eğitim veriyor. Manisa Lisesi'nin kurum kültürünü korumak, bugünün gençlerinin dinamizmini ve mezunların ortak hafızasını birarada tutmak kentimize çok şey kazandıracaktır. Okul yönetimi bu konuda eski mezunlar ile söyleşi günleri yaparak önemli bir adım atmış bile. ‘Manisa Lisesi Mezunlarıyla Buluşuyor’un konukları gerçekten Türkiye'nin önde gelen isimleri. 5 Haziran'da düzenlenecek şenlik de yine bu konudaki gelişmelerden. Bu liseden mezun olduk, çok şeyler öğrenerek bugünlere geldik, öğretmenlerimizin omuzlarındaki yükü daha yeni yeni anlıyoruz. Gençlerimiz bu sıralardan Manisa’nın ve Türkiye’nin geleceğine uzanacaklar, bizlerin sahip çıktığı ve yükselttiği değerlere tutunacaklar.

Yetiştirdiği kişiler ile bağlarını güçlendirerek değerlerine daha çok sahip çıkan bir kentimiz var. Bir yanda Mevlevihanesi’nde Selçuklulardan gelen eğitim anlayışıyla şehzade hocalarını yetiştiren âlimleri, diğer yanda Saray-ı Amire’sinde Osmanlı’nın yükseliş dönemi şehzadelerinin ve veliaht padişahlara dersler veren dönemin en ünlü Avrupalı eğitmenlerinin misafir edildiği geniş bir yelpaze Manisa. Bu yelpazede yüzyıllara yayılan bir eğitim kenti kültürünü bugüne taşıyor. O günlerin izleri Manisa Yangını’nda, depremlerde ve kültür enflasyonunda erezyona uğramış olsa da tam olarak silinmiş değil. Bu kent okul sıralarında gerçek eğitim almış, evrensel düşünen pek çok kişiyi de yetiştirmiş, dünyaya kazandırmıştır. Ünlü Hint düşünürü J. Krishnamurti çok güzel özetlemiş: "Gerçek eğitim, insana düşünmeyi öğretir." Gençlerimizi düşünmeye, kendilerini geliştirmeye, Internet’te, kütüphanelerde ve gezip görerek araştırma yapmaya teşvik edecek Manisalı aydınlarımız, eğitmenlerimiz bir araya gelip istekli gençlere rehberlik etmeliler. Öğrenmeyi isteyenler onları izleyeceklerdir.

Manisa Haber Gazetesi: 14 Nisan 2010

7 Nisan 2010 Çarşamba

Caddeler, Sokaklar ve Patikalar

Bir kentin sokakları nasıl oluşur bilir misiniz milyonlarca adımla? Kimbilir kimler, hangi düşünceler ile arşınlayarak geçmiştir o kaldırımlardan, hangi tür taşıtlar kemirmiştir asfaltını, hangi minik patiler gezinmiştir seher vakti usulca onların ardından.

Sessiz ve kuytu seyirlikler gibi ormanın içlerine sokulan bir patikadan yürüyelim mi hep birlikte? Hemen şuracıkta boylu boyunca yanımıza uzanıveren ve minik şırıltılarıyla bize eşlik eden derecik mi bizi daha çok dinlendirir, yoksa dalların arasında cıvıldayan neşeli serçeler mi? İlerleyelim bir müddet, bu patika muhakkak bizi misafir edecektir en güzel şekilde.

Şehirden uzaklaşmanın, zihnimizdeki gürültüden sıyrılıp yeni bir nefes almanın en güzel yoludur doğada yürüyüş. Biz de Manisalılar olarak bu konuda ne kadar da şanslıyız değil mi?
Üç adımda Spil'in eteklerinde harika bir gün geçirebilirsiniz; ister doğuya gidin ister batıya, güneye ya da kuzeye.
Kentin dört yanında mangal partileri düzenlenir, cemreler düşmeye başladığında;
sokak araları birden şenlenir, balkonlara masalar atılıverir.

Zaten o sokak araları değil midir bir kenti vareden?
Hani kafanızı kaldırdığınızda gördüğünüz meraklı Melahat hanım ya da huysuz Müjdat bey olmazsa o sokağın ne kıymeti olur ki?
Ömrünü o sokağa vermiş gönüllü muhtarlar, bahçelerinden çay kaşıklarının sesleri geldiğinde birden toplaşıveren o eski komşular.
Sokağın bıçkın delikanlısı, gençkızları, abileri neredeler şimdi?
Annelerinden babalarından kalan o güzelim bahçeli evler yerine yükselen apartmanların hangi katındalar acaba?
Hani herkesin kendini bulduğu, yuvasında hissettiği o sokaklar da halen aynı yerinde duruyor aslında.

Diğer yanda mahalle bakkalı da taşındı mı nedir?
Yoksa marketler zincirinin o soğuk kasası kredi kartımızı daha mı çok benimsedi bakkal amcadan?
O sokaktan geçen ayaklar, şimdilerde hangi kafaları taşıyor yalınayak terlikleriyle?
Peki ya caddeler, o ayakların en güzel ayakkabılarını giymiş hallerinin dolandığı caddeler?
Onlar da bir çay içmeye uğradığınızda eve ne lazımsa alıp çıktığınız dükkanlarının yerine gelen mağazaların yürüyen merdivenlerine mi kandılar dersiniz?
Hayır, kanmış olamazlar aslında; meydanlarında dolaşan kadınlarına korkusuzca sahip çıkan, parklarında çocuklarının başında nöbet bekleyen anneleri olmadan oynadığı bir kente de tanıktır bu caddeler.

Bir şekilde eskiye özlem gibi görünse de anlatılanlar, dikkatle bakarsanız satır aralarında özlem duyulan aslında başka bir şeydir.
O patika da yürürken aldığımız havayı evimizin bahçesinde balkonunda alma özlemidir.
Geçen yıl Boğaziçi Üniversitesi'nde katıldığım bir konferansta profesör bir mimar altını çizerek dinleyicilere şöyle demişti: "İnsanoğlunun doğası apartman yaşamına uygun değildir, yan yana nizamda oluşturulmuş sokaklar, birbirini uygun mesafeden gören evler ancak insanı mutlu eder." Ben de ekliyorum ve diyorum ki; o evleri gölgeleyen ağaçlar ile çevrelenmeli bahçeler ki çok sevdiğim bir dostumun ifadesi ile yazı da kışı da tadında yaşamak mümkün olabilsin.
Bir an önce kışın havasını, yazın da sıcağını hapseden apartmanlarını aralayıp sokaklarımıza biraz nefes aldırabilirsek belki, o mangal partilerini komşularımızda birlikte ferah sitelerimizin havuz başında yapabilmek kısmet olur bizlere de, tıpkı o hayran olduğumuz modern kentlerin insanları gibi.
Zenginlik bu değil mi? Evet zenginlik bu elbette, üstelik o apartman dairesinin maliyetinden çok da fazla bir para da gerekmiyor.
Bir gün tekrar bunu gerçekleştirebilirsek, işte o zaman mahallelerimiz, sokak aralarımız ve şenlikli meydanlarımızdan etrafımıza baktığımızda bir tablo gibi gözümüzü şenlendirir çevremiz.
Temiz sokak araları, çiçeklenmiş yol kenarları şehrin insanının gününe neler neler katar. Bu intizam uygarlığın önemli bir göstergesi ise; kapının önünü temiz tutmak da bizim atalarımızdan kalma en harika ve en sahipsiz kalmış armağanımızdır belki de.

İlk yazım ile sizlere bir pencere açmak istedim. Bu pencereden bakmak ve görmek istediğimiz kenti, sokak aralarında keyifle dolaşarak anlatmak istiyorum. Bundan sonraki yazılarımda da "Kent ve Yaşam" adını taşıyan bu köşede sizler ile bu pencereden söyleşeceğiz.

Manisa Haber Gazetesi, 7 Nisan 2010 Çarşamba